Çağla!
Tuğaltay ailesinin ikinci evladı; 1985 yılının eylül ayında çok sağlıklı bir bebek olarak dünyaya geldi. Güzelliği; duruşundaki ve gülüşündeki zerafet; yüz hatlarının asaleti bebekliğinde bile herkesin dikkatini çekerdi. Sorunsuz sayılabilecek bir bebeklik döneminden sonra Etiler’deki Hasan Ali Yücel İlköğretim Okulu’nda eğitime başladı.Sakinliği, güleryüzlülüğü; söz dinlemesi ve sempatisiyle herkese sevdirdi yine kendisini. Akademik başarısı yüksek bir öğrenci olmamasına rağmen iyi bir aile terbiyesine sahip, düzgün bir çocuk olduğu konusunda hep övgüler aldı. Hatta bazı öğretmenleri derslerde fazla parlak olmayışını güzelliği ve terbiyesiyle örttüğünü söylediler. İlk çocuğu İlker’de olduğu gibi annesi Gülnur Hanım; onun sağlığına, giyimine, eğitimine ve tüm gereksinimlerine son derece özen göstererek en önemlisi de her zaman en yakın arkadaşı, desteği olduğunu hissettirerek büyüttü onu. Yaşı büyüdükçe de ana kız harika bir dostluk sergilediler. Öyleki, Çağla sinemaya , alışverişe bile annesiyle gitmeyi tercih eder oldu.
Babası Nedim Bey ise kızına büyüdüğü halde nazlı bir çiçek gibi özen gösterir zaman zaman elleriyle bir bebek gibi beslerdi onu. Bebekleri , küçük çocukları çok sevdiğinden ileride yuva öğretmenliği yapmayı istediği için Levent Kız Meslek Lisesi Çocuk Gelişimi Bölümü’ne devam etti. Çok gösterişli bir genç kız olmasına rağmen asla dikkat çekici dekolte, frapan kıyafetler giymez; ebeveynlerinin bilgisi ve izni olmadan bir adım bile atmamaya dikkat ederdi. Hatta sokakta insanlar kendisine fazla yaklaştığında tedirginliğini belli ederdi.
Çok güzel bir gülüşü vardı. Bir çok olayın komik taraflarını bulur dakikalarca gülerdi. Dayısı onun bu kendine has gülüşüne “kumru” adını vermişti. Gerçekten de gülerken sanki bir kumru kuşu gibi hoş sesler çıkarırdı. Ceylan gibi ürkekti, birçok şeyden korkardı. İşte bu korkuları nedeniyle de evde kapı çaldığında gözetleme deliğinden kontrol etmeden kimseye açmayacak derecede de temkinliydi.Görüntüsü 15 yaşında genç bir hanım olmasına rağmen içindeki çocuk henüz o kadar büyümediği için küçük yeğeni ile top oynar, ip atlar, bebeklerle oynardı.Tuğaltay Ailesi toplum kurallarına ve insan haklarına saygılı, her türlü imkanını iki çocuğuna vakfetmiş, aydın bir Tük ailesi olarak Çağla’yı da tipik bir Türk aile kızı gibi yetiştirmeye özen gösterdi. Ancak 5 Haziran 2000 Pazartesi günü başlarına gelen felaket onları çok derin acılara boğarak hayatlarını cehenneme çevirdi. Yaşadıklarını anlatabilmek kelimelere dökmek gerçekten çok zor. 6 yıldır süren acı, hasretin üzerine bu kötülüğü onlara yapan canavarın bulunamayışı; Çağla’nın annesinin, babasının, abisinin ve tüm yakınlarının gittikçe daha öfkelenmesine, çaresizliğin verdiği çırpınışlara yol açıyor.
Bu konunun açığa çıkması bu soysuzun bulunmasıyla ilgili çalışmalarda bulunduklarını söyleyen mercilerin gittikçe daha duyarsızlaşması ailenin içini yakıyor. Çaresiz kalan aile; medya aracılığı ile defalarca insanlara seslendi. Çocuklarının ölümüyle ilgili en ufak bilgisi olan birini bulma amacıyla “Kadının Sesi” (Yasemin Bozkurt), “A Takımı” (Savaş Ay), “Aranıyor” (Canlandırma Programı) gibi TV programlarıyla, çeşitli gazetelerde yayınlanan röportajlarla ve köşe yazılarıyla dertlerini paylaşmaya çalıştı. Ancak hala yüreklere su serpecek bir haber elde edemediler. Bu sitenin amacı; konuyla ilgili bilgisi olup da hala vicdanları sızlayan kişilere bir kez daha seslenmektir.
LÜTFEN ARAYIN! İsminizi belirtmeden de olsa vereceğiniz en küçük bir detay belki de olayı çözecektir. Bu tür konulara yardımcı olmanın insanlığın gereği olduğunu unutmayın.
|